10/21/2010

Çeşitli İş Hukuku Davaları ve Sonuçları-4

ÜCRET  ARTIŞI YAPILMAMASI ve ÜCRET ARTIŞINDA AYRIMCILIK ÇALIŞAN BAKIMINDAN HAKLI FESİH NEDENİ MİDİR ?

Çalışanların her yeni yıl geldiğinde heyecanla bekledikleri önemli konulardan biri de ücret artışlarıdır. İnsan kaynakları ve personel yönetimi çalışanları tarafından her yıl Ocak ayında, çeşitli ücret analizleri yapılır, kuruluşlar bu konuda diğer kuruluşlardan görüş alarak genel artış eğilimlerini ölçmeye çalışırlar.

Piyasa ücret araştırmaları, yıllık enflasyon artışı ve sistemini oluşturmuş kuruluşların performansa bağlı ücret yönetimi sistemleri, ücret artışları konusundaki çalışmalara  ışık tutmaktadır.

Ülkemizde son yıllarda ve özelliklede ekonomik krizler sonrasında giderek artan işsizlik olgusu, iş gücü piyasalarında ücrete yönelik yeni eğilimlerin oluşmasına sebep olmuştur.

Kuruluşlar sınırlı sayıda (ekonomik) iş gücü kullanmayı sürdürmekte ve bu eğilim istihdamda olumsuz rakamların devam etmesine sebep olmaktadır.

Konunun ücret yanına baktığımızda ücret maliyetini arttırmak istemeyen işverenler ücret artışını baskı altında tutmayı sürdürmekte ve artışları minumum düzeyde tutmaya çalışmaktadırlar.

Son dönemde değişim eğilimi göstermekle birlikte ülkemizde uzun yıllardır var olan enflasyonist ortam çalışanlarda her yıl ücret artışı beklentisine neden olmaktadır. Bu beklentileri karşılanmayan iş görenler genellikle  enflasyondan korunmak için iş değiştirme eğilimi göstermektedirler.

Bu eğilimler doğrultusunda istifa edip farklı bir kuruluşta beklentisini karşılayan personel yönünden her hangi bir sorun bulunmamaktadır.

Ancak ücretinin hiç arttırılmaması (0 zam) ya da düşük düzeyde ücret artışı yapılması durumunda işçinin bunu gerekçe göstererek iş sözleşmesini haklı nedene dayalı olarak sona erdirmesi ve kıdem tazminatını talep ederek işten ayrılmak istemesi çalışma yaşamımızda çekişmelere konu olmaktadır.

Konuya İnsan kaynakları açısından baktığımızda ücretin önemli  güdüleme araçlarından biri olduğu konusu tartışılmazdır. Şüphesiz ki emeğinin karşılığını alamadığını düşünen bir personelin motivasyonu önemli ölçüde erozyona uğrayacaktır. Bu motivasyon kaybı ise kaçınılmaz olarak personelin iş kalitesine yansıyacaktır.

Kuruluşlarda ücret dengesi en önemli konulardan birisidir. Bir işletmede ücret skalası oluşturulurken iş analizlerine ve buna bağlı olarak iş güçlüklerinin tespitine dayalı adil bir ücret yapısının oluşması hedeflenmelidir.

Ücret artışı konusunun haklı bir fesih nedeni oluşturup oluşturmadığı sorusunun yanıtına ise öncelikle işe alınma esnasında işçi ile işveren arasında bu konuda yazılı bir sözleşmenin olup olmadığı açısından bakılmalıdır.

Gerçektende konu ile ilgili Yargıtay kararlarını incelediğimizde Yüksek mahkemenin verdiği bir kararda[1] özetle
’’ Taraflar arasında enflasyon oranında ücret  artışı öngören bir sözleşme yapılmadığından tazminat ve alacak fark istekleri reddedilmelidir.’’ Denilmektedir.

Yüksek mahkeme yine bir  kararında[2] ücret artışını yetersiz bulan ve  bu nedenle iş sözleşmesini sona erdiren bir başka işçinin ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamayacağına hükmetmiştir.

Bu konuya ilişkin farklı kararları incelediğimizde de genel olarak yargının ücret artışı yapılmamasını işçi bakımından tek başına haklı bir fesih nedeni olarak görmediği görüşünün hakim olduğu anlaşılmaktadır.

O halde iş sözleşmesinde ya da toplu sözleşmede konuya  ilişkin bir maddenin yer alması ve buna karşın işverenin artış taahhüdüne uymaması  kabul edilebilir bir fesih nedeni olarak görülebilecekken taraflar arasında böyle bir sözleşme hükmünün olmaması aksi yönde değerlendirilmektedir.

Bunun yanında altını çizmemiz gereken önemli bir konu da işverenin işçilere eşit davranma borcuna aykırı işlem yapmamasının gerektiğidir. Konuyu ücret bazına indirgersek, işyerinde ortada hiçbir objektif ve haklı bir neden olmaksızın ücret artışında eşitsiz davranan işverenin bu davranışı, işçi açısından haklı bir fesih nedeni oluşturabilmektedir.

Gerçektende Yargıtayımız verdiği bir kararında [3]

’’ Kural olarak işveren aynı işyeri ve işletmede çalışan işçilere objektif ve haklı olmayan sebeplere dayanarak farklı işlemde bulunamaz. Bu husus,işverenin eşit davranma borcunun bir gereğidir. Somut olayda davacı işçiye diğer çalışanlara nazaran çok az zam verildiği sabit olmakla birlikte davalı işverence bu uygulama hakkında objektif ve haklı bir neden ileri sürülmüş değildir. ’’

demektedir.

Söz konusu yüksek mahkeme  kararında işçinin iş sözleşmesini haklı nedene dayanarak sona erdirdiği kabul edilmiş ve kıdem tazminatının ödetilmesi yönünde karar verilmiştir.

Şu halde, işçinin ücret zammına dayanan haklı nedenle iş sözleşmesini fesih edebilmesi için kendisine ortada hiçbir objektif ve haklı bir neden olmaksızın bu konuda ayrımcılık yapıldığını kanıtlamasıdır. Bu durum kanıtlandığında yukarıda sunduğumuz karar özetinden de anlaşılacağı üzere işçi kıdem tazminatını alarak işten ayrılabilecektir.

Ancak işverenin, örneğin işçinin performansının düşüklüğüne dayalı gerekçeler göstermesi ve bu hususu somut argümanlarla kanıtlayabilmesi, ya da işverenin ekonomik gerekçelere dayalı olarak diğer işçilere de benzer ölçülerde artış yapabildiğini ifade etmesi yani ortada bir ayrımcılığın olmadığını kanıtlaması elbette ki sonuca etki edecektir.

Sonuç olarak çalışanların, işverenlerin ve işveren vekili konumundaki yöneticilerin ücret artışı döneminde altını çizdiğimiz konulara dikkat etmesi sanırız hatalı davranışların önüne geçecektir.

[1] Yargıtay 9.H.D. E.2001/14561 K.2002/1036

[2] Y.9.H.D. E.1996/8892 K.1996/17737

[3] Y.9.H.D. E.2000/1034 K.2000/4713




Çeşitli İş Hukuku Davaları ve Sonuçları-3

İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESHİNDE İŞÇİNİN EMEKLİLİK YAŞININ GELMESİ GEÇERLİ NEDEN SAYILIR MI?

Ülkemizin sosyal güvenlik yasalarına önemli değişiklikler getiren Sosyal Sigortalar ve Genel sağlık Sigortası Yasası çalışan kesimin tepkilerini çekiyor ve protestolara neden oluyor.Emeklilik yaşlarında önemli artışlar ön görülen ve kademeli olarak prim ödeme gün sayısını 9 bin güne (25 yıl) emekliliği ise kadın ve erkeklerde 65 yaşa çıkartan yasanın içinde bulunduğumuz 2008 yılında yaşama geçmesi bekleniyor.

Yasa aslında pek çok konuya değişiklikler getirirken üzerinde en çok konuşulan konuların başında yukarıda belirttiğimiz emeklilik yaş ve prim ödeme gün sayılarının olduğunu görüyoruz.

Ülkemizde emeklilik yaşlarının her ne kadar erken olduğundan söz edilse de ortalama olarak asgari ücretin biraz üzerinde seyreden emekli maaşları nedeniyle emekli insanlarımızın çalışma yaşamına geri dönmeleri kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kişilerin SSK’na Sosyal Güvenlik Destekleme primi adı altında bir prim ödeyerek çalışmaları 1986 yılından bu yana mümkündür.

Bu arada yeni yasa ile emekli çalışanların sosyal güvenlik destekleme prim oranları da arttırılmakta ve bu insanlarımız bir anlamda emekli olduktan sonra çalıştıkları için cezalandırılmaktadır. Oysa bilindiği gibi çalışma hakkı sosyal bir devlet olan ülkemizde Anayasal ve temel bir haktır.

Konunun bu yönüne kısaca değindikten sonra yazımızın başlığını oluşturan emeklilik ve geçerli fesih konusuna girelim dilerseniz.

15 Mart 2003 tarihinden geçerli olarak yürürlükte olan İş güvencesi yasası hükümleri gereğince, bu yasa kapsamında olan işyerlerinde işverenlerin çalışanlarının iş sözleşmesini sona erdirirken, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan GEÇERLİ bir neden göstermesi gerekmektedir.

Geçerli neden kavramı (özellikle de işçinin yeterliliğinden kaynaklanan nedenler) aradan geçen zaman sürecinde ne yazık ki tam olarak yerine oturmamıştır. Bu nedenlere dayandırılarak yapılan fesihler taraflar arasında hukuksal çekişmelere neden olmaktadır. Biz de bu yazımızda geçerli nedenler arasında gösterilen ve kimi işverenler tarafından işçinin emeklilik yaşının gelmesi sebebi ile yapılan fesihler üzerinde duracağız.

Aslında bu nedenle yapılan fesihlerin yasanın gerekçesinin son satırında bulunan “ işyerinden kaynaklanan sebeplerle yapılacak fesihlerde emeklilik yaşına gelmiş olma halleridir.” (1) cümlesinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Yani bu cümleyi işçinin emeklilik yaşının gelmesinin tek başına geçerli bir fesih nedeni olduğu şeklinde yorumlayan bazı işverenler fesih işlemlerini bu konuya dayandırmaktadırlar.

Pekiyi ama ülkemizde emeklilik yaşlarının erken olduğu görüşü de bu denli hakim iken örneğin; 20 çalışma yılını ve 5000 prim ödeme gün sayısını dolduran 41 yaşında bir kadın işçinin emeklilik yaşı geldiği gerekçesiyle iş sözleşmesini sona erdirmek mümkün olacak mıdır?

Hemen belirtmeliyiz ki İşçinin emeklilik yaşının gelmiş olması tek başına gerek uluslar arası hukukta gerekse bizim iş mevzuatımızda fesih için geçerli bir sebep oluşturmamaktadır.

”Bu konuda 166 sayılı ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) Tavsiye kararı ulusal mevzuatlarda emeklilik için öngörülmüş olan yaş sınırının geçerli sebep sayılmaması gerektiğini ifade etmiştir”. (2)

Bizim hukukumuz açısından da içtihatlar benzer şekildedir. Nitekim yüksek mahkeme verdiği kararlarda bu görüşlere uygun hükümler kurmaktadır. Bunlardan birini aşağıda sizlerle paylaşalım.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının iş sözleşmesi "emekli aylığı bağlanmasına hak kazanması" ve hizmetine ihtiyaç duyulmaması gerekçesi ile fesih edilmiştir. Davalı işveren somut olarak neden davacının hizmetine ihtiyacı olmadığını kanıtlamış değildir. Emekliliğe hak kazanmış olmak da başlı başına geçerli fesih nedeni sayılamaz. Kabulü yerine yazılı şekilde reddi hatalıdır. (3)

Buna karşın işçinin yaşı sebebiyle koruma altına alındığı ve iş sözleşmesinin hiçbir koşulda bu nedenle sona erdirilemeyeceği de düşünülemez.

Burada vurgu yapılmak istenilen işçinin iş sözleşmesinin sadece emeklilik yaşı gerekçe gösterilerek geçerli nedenle sona erdirilemeyeceğidir.

İş Hukuku doktrini yaşlılığın ancak işçinin verimini ciddi bir şekilde olumsuz etkilemesi ve iş görme edimini yerine getirmesine engel teşkil etmesi koşulunda işçinin yetersizliğine bağlı fesih nedeni olarak kabul etmektedir.
Bunun yanında bazı meslek gurupları da vardır ki bu meslek mensuplarının işlerini sadece belirlenmiş yaşa kadar yapabilmesi mümkün bulunmaktadır. Buna somut bir örnek olarak Uçak pilotlarını verebiliriz. Uçak pilotları yönetmeliğinin 20.maddesinin 2. fıkrasına göre 65 yaşını doldurmuş bir pilot ticari hava taşımacılığıyla ilgili bir hava aracının pilotu olamaz.

Burada değinmemiz gereken bir diğer konu da işyeri personel yönetmeliklerine emekliliği gelen personelin iş sözleşmelerine ilişkin madde koymak suretiyle bunların sözleşmelerinin sona erdirilip erdirilemeyeceği sorunudur. Bu soruya da aşağıdaki alıntıyla açıklık kazandıralım.

“Yargıtay 9. Hukuk dairesi 08.05.2006 tarihli kararında ,personel yönetmeliğinde emekliliği hak etmiş ve belli bir yaş sınırına gelmiş personelin işten çıkarılacağına ilişkin hükmün objektif ve genel olarak uygulanmasını,söz konusu hükmün işçinin işe girdiği tarihte mevcut olması veya daha sonra değişiklik yapılmak suretiyle getirilmesi halinde işçi tarafından kabul edilmesi şartına bağlı olarak geçerli neden kabul etmektedir. ( Y.9.H.D.08.05.2006 T.- E.2006/1080- K.2006/12947 ) (4)

Konumuzun sonuç bölümünü Prof. Ercan AKYİĞİT’ in aşağıdaki görüşleri ile noktalayalım.

“ Bu yüzden yaşlı kabul edilebilecek yaşa gelmiş olan işçilerin bu durumunun ek bazı olgularla da desteklenmesi ve onları başka bir şekilde istihdamın mümkün veya makul gözükmediği hallerde yaşlılığın bir fesih nedeni olabileceği söylenebilir. Bu ek olgu genellikle işçinin verimsizliği,dikkat kaybı v.s. gibi somut durumlar olarak karşımıza çıkar ve yaşlılığın geçerli bir fesih nedeni olup olmayacağının her bir somut olayda ek verilerle birlikte değerlendirimi uygun olur. Bu bağlamda ait olduğu sosyal güvenlik yaşlılık (emeklilik)aylığı için aranan koşulları sağlayan bir işçinin sözleşmesinin sırf bu yüzden feshini geçerli görmek mümkün değildir ve nitekim uygulamada Yargıtay’ın da bu kanıda olduğu görülmektedir. (5)

DİP NOTLAR
(1) 4857 sayılı İş kanunu gerekçesi
(2) Av.Çağrı Çelik İş sözleşmesinin süreli feshinde işçiden kaynaklanan sebepler s.69 Seçkin yayıncılık
(3) Y.9.H.D.E. 2005/5095 K. 2005/7238 T. 03.03.2005
(4) İş Güvencesi Hukuku Dr. Mustafa KILIÇOĞLU-Doç. Dr. Kemal ŞENOCAK s.352 Legal Yayınevi
(5) Akyiğit Ercan Türk iş Hukukunda İş güvencesi Seçkin Yayıncılık S.260